Jump to content
LabiKent

Büyük Selçuklu Devleti hükümdarı: Melikşah kimdir?


Recommended Posts

Melik%C5%9Fah2.jpg

Sultan Melikşah, Türk milletinin yetiştirdiği ender simalardandır. Erken yaşta ölmesine rağmen fetihleri, icraati, adaleti, mağlubiyetsizliği ve ihtişamı ile o “Muhteşem Melikşah” olarak anılmıştır.

Maiyetinde, her zaman büyük bir ordu bulundurmuş, vefatına kadar hep birer birer ülke olan bölgeler fethetmiş, Afrika hariç, İslâm dünyasının her tarafında adını duyurmuştu. Fevkalade adaleti ile Sultanü’l-Âlem, Sultanü’l-A’zam ve Sultanü’l-Muazzam gibi şöhretlerinden başka es-Sultanü’l-Âdil diye de ün salmıştır. Öyle ki altındaki topraklarda yürürlükte tuttuğu adalet, yerli yabancı, müslim, gayri müslim bütün tarihçileri hayran bırakmıştır.

Melikşah, Sultan Alparslan’ın oğludur. Hükümdarlık döneminde Büyük Selçuklu Devleti en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Peki Sultan Melikşah nasıl bir hayat sürmüştür? Vefatı nasıl olmuştur? Hükümdarlığı sırasında neler yaşanmıştır? Sultan Alparslan’ın oğlu Sultan Melikşah kimdir?

 

Büyük Selçuklu Devleti Hükümdarı: Melikşah Kimdir?

Sultan Melikşah 1055 yılında (9 Cemâziyelevvel 447’de) İsfahan’da dünyaya geldi. Tam adı Muizzüddin Ebul Feth olup, Türklere Anadolu kapısını açan Selçuklu Sultanı Alpaslan’ın oğludur. Yirmi yıllık saltanatında tarihte benzeri az görülen bir huzur, refah ve mutluluk devri yaşanmıştır. Babası Alpaslan tarafından özenle yetiştirildi. Devrin bilginlerinden dinî bilgiler, tanınmış bahadırlardan savaş dersleri alarak bilgili ve usta bir asker olarak yetişti. Henüz sekiz yaşlarındayken devlet yönetimiyle ilgilenmeye başladı. On yaşlarında babasıyla birlikte Gürcistan seferine katıldı ve ordugâhta babasını temsil etti. Bizanslıların savunduğu bir kaleyi Nizamülmülk’le birlikte fethetti. Kars/Ani yakınındaki Meryem Nişin Kalesi’nin kuşatılmasında ısrar etti ve kalenin alınmasında önemli rol oynadı.

Alpaslan, cesareti, yöneticilikteki yeteneği ve İslam’a bağlılığı ile dikkatleri çeken ve herkesin sevgisini kazanan Melikşah’ı 1066 yılında resmen veliaht ilan ederek, bu arzusunu açıkladı ve her fırsatta etrafına söyleyerek duyurdu. Alpaslan 1072’de şehit edildikten sonra da henüz on yedi yaşında olan Melikşah onun yerine Selçuklu Devleti’nin sultanı oldu.

Sultan Melikşah, saltanatının ilk iki yılında iç kavgaları yatıştırmak ve devletin sınırlarını savunmakla geçirdi. Mahir bir yönetici olan Nizamülmülk’ü kendisine geniş yetkiler tanıyarak vezir yaptı. Devleti tehdit eden Karahanlı ve Gaznelilere karşı koydu ve onları mağlup etti. Tahta geçtiği ilk yıllarda amcası Kavurd yönetimi ele geçirmek için isyan etmişti; onu yenerek ülkesinde düzeni sağladı. Bu arada devletteki iç isyandan yararlanan Gazneli ve Karahanlı devletleri birleşerek Selçukluya saldırdılar. Bu iki devleti de yendi ve Karahanlı Devleti bu yenilgiden sonra ikiye ayrıldı. Ardından Doğu Karahanlılar’ı Karahitaylar, Batı Karahanlılar’ı da Herzemşahlar yıktı.

Melikşah’ın en büyük ideali, bütün Müslüman devletleri bir bayrak altında toplayarak İslam Birliği’ni kurmaktı. Bu amacını gerçekleştirmek için çalışmaya başladı. Halife Kaim bin Amrülah ile sıkı ilişkiler kurdu. Halife, Melikşah’a “Mu’izze’ddin” ve “Celâlüddevle” unvanları ile birlikte o zamana kadar hiçbir hükümdara verilmemiş olan ve hilafet makamının en büyük yardımcısı anlamına gelen “Kasım Emire’l Mü’minin” sanını verdi.

Melikşah devrinde Anadolu’nun fethinin tamamlanması hareketi hızla sürdü. Süleyman Şah’a yaptığı yardımlarla Anadolu bir İslam beldesi durumuna geldi. Onun emriyle Anadolu Selçuklu Devleti kuruldu. Devlet kurumunu ve orduyu düzene sokan Melikşah, fetih hareketlerine babasının bıraktığı yerden devam etti. Kutalmışoğulu Süleyman Şah ve Mansur ile Türkmen reislerinden Artuk Bey, Tutak ve Alp İlig gibi ünlü komutanlar Anadolu’da zaferden zafere koşuyor, önlerine çıkan Bizans ordularını bozguna uğratıyorlardı. Anadoludaki Hristiyan halk, Bizans yönetiminden bunalmıştı. Saray hileleri ve yönetimdeki zayıflık yüzünden Dere-beyleri Anadoluyu kasıp kavuruyorlardı. Sık sık kendilerini imparator ilan ederek merkeze yürüyen komutanların baskısına maruz kalıyorlardı. Bu yüzden kendilerine adaletli davranan, gittikleri yere huzur ve refahı da birlikte götüren Müslümanları sevinçle karşılıyorlardı.

Türkmen birlikleri Yeşilırmak, Kelkit ve Çoruh havzalarını ele geçirmiş ve Alaşehir’i alarak Ege kıyılarına kadar uzanmışlardı. Diğer bir kol da Urfa ve Nizip civarında Bizans ordularını yenerek Güney ve Güneydoğu’da fetihler yapmışlardı. Süleyman Şah İznik’i fethetmiş, Üsküdar’a kadar ilerleyerek bütün Boğaziçi’ni kontrol altına almıştı. Kısa zamanda Mardin ve Diyarbekir ile civarındaki otuzdan fazla kale ve kent alındı. Ayrıca Siirt, Bitlis ve Ahlat gibi önemli yerler de alınarak Selçuklu topraklarına katılmıştı. Melikşah döneminde ayrıca; Musul, Kudüs, Dimeşk, Halep, Lazkiye, Gence, Kafkasya, Kars, Oltu, Erzurum (Gürcü kralı tarafından ele geçirilen bu bölgeler 1080’de fethedilmiştir), Trabzon, Azerbaycan, Buhara, Semerkand, Hicaz Bölgesi (Mekke-Medine) ve Yemen. Selçuklu topraklarına katıldı. Büyük Selçukluların 1085’te Diyarbekir ve çevresini ele geçirmelerinin ardından Mervaniler Devleti yıkıldı. Urfa, Menbic ve Halep kalelerinden sonra Antalya’ya inerek Akdeniz’e dayanıldı. Burada elbisesini çıkarıp yere seren ve namaz kılıp Allah’ın yardımına şükreden Sultan Melikşah, denizden aldığı kumları İran’a götürüp babası Alpaslan’ın mezarının üzerine serpti ve “Babacığım, işte sana müjde; henüz bir çocuk olarak bırakmış olduğun oğlun, Allah’ın izniyle dünyayı baştan sona fethetmiştir.” dedi.

Melikşah, yirmi yıllık saltanatı süresinde Büyük Selçuklu Devleti’nin topraklarını Kaşgar’dan Boğaziçi’ne, Kafkas’lardan Yemen ve Aden’e kadar genişletmek suretiyle devrin en büyük siyasî gücü durumuna getirdi. Bu koca devlette, Nizamülmülk’ün deyişiyle, adaleti mülkün temeli yapmak başardı ve bu yüzden Melikşah’a “Sultanü’l Âdil” denilmiştir. Saltanatı süresince yenilgi yüzü görmediği için de kendisine “Ebu’l Feth” sanı verilmişti.

Ömrünü İslam dini için yararlı işler yapmaya adayan Melikşah her zaman şu şekilde dua etmekteydi: “Ya Rab, eğer İslama ben faydalı olacaksam, bana yardım et, muzaffer kıl. Eğer karşımdaki hasmım faydalı olacaksa, ona yardım et, onu muzaffer kıl.”

Melikşah’ın en güçlü vezirlerinden Nizamülmülk 1092’de Hasan Sabbah’a bağlı fedailerce öldürülmüştü. Aynı yıl, yani 20 Kasım 1092’de otuz yedi yaşındayken kimliği belirsiz kişilerce zehirlenerek kendisi öldürüldü. Cenazesi İsfahan’a götürüldü ve kendisinin yaptırdığı medresesinin yanındaki türbede toprağa verildi.

Melikşah zamanında, Vezir-i Azam Nizamülmülk’ün de yardımı ve gayreti ile düzenli bir divan (hükumet) teşkilatı ve yarım milyonu bulan düzenli bir biçimde yetiştirilmiş askerlerden kurulu sürekli bir ordu kurulmuştur. Onun döneminde fakirleri, bilim ve sanat insanlarını korumak için devlet bütçesine ödenek koydurulmuştur. Bilginler ve sanatçılar korunmuş, onlara büyük ilgi göstermiş, bilim sahibi kişileri bizzat ziyaret ederek, onların ilmine ve kişiliklerine saygı göstermiştir. Devrinde, İmam-ı Gazali, Kaşgarlı Mahmut, Cürcânî gibi bilginler yetişmiştir.

XI. yüzyılın Önasya ve Anadolu topraklarında yaşanan fikri gelişmenin dinginliğe ulaşmasında önemli katkıları olan Nizamiye Medreselerinin fikir öncülüğünü Nizamülmülk yapmış; Selçuklu sultanları da bu düşün gerçekleşmesi için, her yönüyle adeta birbirleriyle yarışmışlardır. Sultan Alpaslan’ın, Selçuklu ülkesinin bu eğitim kurumlarıyla donatılması için gösterdiği gayretlerin yanı sıra, buraların ayakta kalması için kendisine ayrılan has iradın (özel gelir) onda birini vakfettiği görülür. Sultan Melikşah da yaptırdığı medreseler ve kültür kurumlarından başka bu hizmetlere yılda 300.000 dinar (altın) bağışlamıştır. Hatta bu hayırhahlıkta eşine Selçuklu tarihinde az rastlanabilecek bir örnek sergileyen Sultan Sencer de, bilim erbabına yüz binlerce dinar, binlerce atlas elbise, çok sayıda at ve kıymetli eşya bağışında bulunmuştur.

Melikşah, bütün Selçuklu topraklarını imar ettirdi ve halkı refaha kavuşturdu. Büyük yerleşim yerlerinde Nizamiye medreselerini kurdurdu. Onun zamanında bilim, kültür, tarım, sanayi ve ticaret çok ilerledi. Veziri Nizamülmülk, onun hakkındaki düşüncelerini şöyle dile getiriyordu: “Melikşah dindar, alimlere hürmet, zahidlere (dünyaya düşkün olmayanlara) iyilik, fakirlere şefkat ve halka adalet gibi, dünyada kimsenin haiz olmadığı yüksek vasıflara sahip bir cihan hakimdir.” Bilim ve adaletin büyük itibar gördüğü ülkesinde huzur ve refah hakim olmuş, özet olarak, görkemli ve gösterişli bir imparatorluk kurulmuştur.

Link to post
Share on other sites

Sultan Melikşah’ın Eşi ve Çocukları

Sultan Melikşah 1064 yılında Karahanlı hanedanından Terken Hatun ile evlendi. Sultan Melikşah’ın, Ahmet Sencer, Berkyaruk, Muhammet Tapar, I. Mahmut, Mah Melek Hatun, Gawhar Khatun, Isma Khatun, Davut adlarında 8 çocuğu oldu.

 

Sultan Melikşah’ın Özellikleri

Büyük Sultan Melikşah, orta boylu, geniş omuzlu, kuvvetli pazulu, biraz şişmanca idi. Toparlak bir sakalın çevrelediği, pembeye yakın, beyaz yüzü çok güzeldi. Çevikti. İyi ata biner ve her türlü silahı iyi kullanırdı. At sevgisi ve avcılığı meşhurdu. Attığı ok daima hedefini bulurdu. Savaş esnasında bile ava çıkar, sayısı yüzleri bulan vahşi hayvan, kuş avlardı. Huzurunda tertip edilen at koşularını büyük bir haz ile seyrederdi.

 

Sultan Melikşah’ın Vefatı

Bir seferinde ava çıktığında zehirletilerek şehit edildi. 20 Kasım 1092’de veziri Nizamü’l-Mülk’den otuz beş gün sonra; 38 yaşında şehit edilen Melikşah’ın cenazesi İsfahan’a götürülmüş, kendi medresesindeki türbeye defnedilmiştir.

Kaynakça: İbrahim Kafesoğlu / Sultan Melikşah Devrinde Büyük Selçuklu İmparatorluğu (1953) – Sultan Melikşah (1973), Osman Turan / Tür­kiye Selçukluları Hakkında Resmî Vesikalar (1958) – Selçuk­lular Zamanında Türkiye (1971), Ahmed bin Mahmud / Selçukname (1977), TDV İslam Ansiklopedisi (c. 29, s. 54, 2004), Erdoğan Merçil / Büyük Selçuklu Devleti (2005), İhsan Işık / Ünlü Devlet Adamları (Türkiye Ünlüleri Ansiklopedisi, C. 1, 2013) – Encyclopedia of Turkey’s Famous People (2013).

 

Nizamiye Medreselerinin Kurucusu

Sultan Melikşah 20 senelik saltanatında, devletin sınırlarını, Kaşgar’dan Batı Anadolu’ya, Kafkasya’dan Yemen’e kadar genişletti. Büyük bir devletin sultanı olmasına rağmen yumuşak tabiatlı idi. Sarayında daima devrin alimleri ile sohbette bulunur ve kıymetli fikirlerini alırdı. Melikşah, bütün Selçuklu ülkelerini imar ettirdi ve halkı refaha kavuşturdu. Büyük şehirlerde Nizamiye medreselerini kurdu. İlim, Kültür, Ziraat, Sanayi ve ticaret çok ilerledi. Nizâmü’l-Mülk onun hakkındaki düşüncelerini şöyle dile getiriyordu: Melikşah, dindarlık, alimlere hürmet, zahidlere iyilik, fakirlere şefkat ve halka adalet gibi dünyada herkesin haiz olamadığı yüksek vasıflara sahip bir cihan hakimidir. (Kaynak: Sadık Dana, İslam Kahramanları 2, Erkam Yay.)

Link to post
Share on other sites

Sohbete katıl

Şimdi mesajını gönderebilir ve daha sonra kayıt olabilirsin. Bir hesabın varsa, hesabınla göndermek için şimdi oturum aç.

Misafir
Bu konuya yanıt ver...

×   Zengin metin olarak yapıştırıldı.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Benzer içerik

    • Yazan: Kent habercisi
      Sultan Alpaslan dönenimde başlayan vezirliği Sultan Melikşah dönemine kadar devam eden Nizâmülmülk Kimdir?
      Büyük Selçuklu Devleti’nin askeri teşkilatlanmasını ve siyasi istikrarını sağlayan Nizamülmülk, pek çok savaşın kazanılmasını ve pek çok isyanın bastırılmasını sağlamıştır. Orduyu Orta Çağ’ın en güçlü ordusu haline getiren Nizamülmülk, İslam dünyasının en başarılı devlet adamlarından biri sayılırdı. Hasan Sabbah ve fedaileriyle mücadele etmiş; kurucusu olduğu Nizamiye Medreseleri ile ilmin gelişmesini sağlamış ve kaleme aldığı Siyasetname ile gelecek nesillere büyük bir miras bırakmıştı. Peki, Nizamülmülk kimdir? Nizamülmülk nasıl vefat etmiştir?
       
      Büyük Selçuklu Devleti’nin Veziri: Nizâmülmülk Kimdir?
      Nizâmülmülk, 10 Nisan 1018’de (21 Zilkade 408’de) Horasan’ın Tûs şehrine bağlı Râdkân köyünde doğmuştur.Tam adı EbuAliel-Hasan et-Tusî Nizamülmülk olup, Doğu tarihlerinin üzerinde önemle durduğu en büyük devlet adamlarından birisidir. Nizamülmülk; devletin düzeni, düzenleyicisi anlamındadır.
      Zamanının ünlü hocalarından ders alarak yetişti. Sonraki yıllarda adil bir Vezir-i Âzam (Başbakan) olmakla kalmamış, üniversiteler kurarak bilimin ülkesinde yerleşip yayılması için de çalışmıştır. Büyük sanatkâr ve bilginleri korumuş, değerli eserler yazmış ve hükümdarlara en doğru yolu göstermiştir. Bütün bu özelliklerinden dolayı ona “Memleketin nizamlarının kurucusu” anlamına gelen Nizamülmülk adı verildi. Devlet hizmetindeki yaşamı, babası ile birlikte Gazne Devleti’nin Horasan Valisi Ebü’l-Fazıl Es-Suri’nin hizmetinde görev alarak başladı. Daha sonra yeni kurulmakta olan Selçuklu Devleti’nin hizmetine girerek Davut Bin Mikâil’in, Alpaslan’ın, Melikşah’ın baş vezirliğini ve danışmanlığını yaptı. Onun üstün yeteneklerinden dolayı her hükümdar kendisini daha sonraki hükümdara öneriyordu.
      Dandanakan Savaşı’ndan (1040) bir süre sonra Selçuklu Sultanı Alpaslan’ın Belh valisi olan Ali bin Şadan’ın maiyetine girerek, vilâyet işlerinin yürütmekle görevlendirildi. Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in ölümünden sonra Alpaslan ile kardeşi Süleyman Bey arasındaki taht mücadelesi sırasında yerinde görüş ve önlemleriyle dikkatleri çekti. 1063 yılında Alpaslan’ın yanında hizmete başladı. Alpaslan sultan olunca 1064 yılında Selçuklu Devleti’ne vezir (bakan) olarak atandı. Zamanın halifesi Kâim bin Emrillah tarafından Nizâmülmülk unvanı ile taltif edildikten sonra bu unvanıyla tanındı.
      Nizâmülmülk, vezir olduğu 1064’ten, şehit edildiği 1092 yılına kadar aralıksız yirmi dokuz yıl Büyük Selçuklu Devleti’ne, tam bir dirayet ve adaletle hizmet etti. Görevli olduğu için katılamadığı Malazgirt Meydan Savaşı dışındaki bütün Selçuklu fetihlerinde bulundu. Sultan Alpaslan’ın ölümünden sonra veliaht Melikşah’ın tahta geçmesini sağlayıp, düzen ve asayişin korunmasında başarılı oldu. Sultan Melikşah’a muhalefet eden ya da başkaldıran Selçuklu prenslerinin disiplin altına alınmasında büyük hizmetleri geçti. Sultan Melikşah, devletin yönetiminde ona çok büyük ve geniş yetkiler vermişti. Nizâmülmülk’ün akıllı, tedbirli ve adaletli yönetimi sayesinde de, Melikşâh’ın saltanatının, aynı zamanda Büyük Selçuklu Devleti’nin de en parlak ve en şanlı dönemi olmuştur.
      Nizâmülmülk, âlim, edip ve kadirşinas bir kişi olduğu için onun meclisleri; bilim ve sanat adamlarının toplandığı bir yer durumuna gelirdi. Abbasi halifesi de kendisine saygı gösterir, meclisinde bulunurdu. Âlimlere, şairlere, sanatkarlara karşı çok ikramda, ihsanda bulunur ve iltifat ederdi. Kendisi de birçok cami, mescit, vakıf eserleri yaptırmıştır.
      Büyük Selçuklu Devleti’ne; idarî, adlî, askerî, ekonomik, toplumsal ve kültürel alanlarda çokça yenilik ve değişiklikler getirdi. Sarayı, merkezî hükümeti, İslâmî kurallara dayalı mahkemeleri, toprak sistemini sağlam kurallar üzerine oturtarak yeniden düzenledi. Gerçekleştirdiği yeni sistemler ve kimi değişiklikler, onun dönemi ile sonrasında bütün Türk-İslâm devletlerinde uygulanmaya devam etti. Onun zamanında yayılmaya ve kuvvetlenmeye çalışan muhalif gruplara karşı, Ehl-i sünnet (Hz. Peygamber’in uygulamalarına uygun hareket edenler) bilgilerinin kurallı bir biçimde öğretilmesi sağlandı. Bunun için Bağdat, Belh, Nişabur, Herat, İsfahan, Basra ve Musul gibi değişik yerlerde, kendi unvanı ile anılan Nizamiye Medreseleri’ni kurdurdu. Onuncu yüzyılda Ehl-i sünnete muhalif hareketlerin giderek yaygınlaşması nedeniyle İslâm dünyasında ortaya çıkan karışıklıkların giderilmesinde bu medreselerinin çok büyük yararı oldu.
      Nizâmülmülk’ün Selçuk Devleti’nin kuruluşunda ve gelişmesinde, sağlam bir devlet olarak düzenlenmesinde büyük rolü vardır. Bütün düzenleme ve değişiklikleri ciddi bir içimde inceleyen, devlet yönetiminde kendi görüşlerini, çalışmalarını ve bunların gerekçelerini gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla Farsça olarak yazdığı “Siyeru’l-mülk” (Siyasetname, 1087-92) adlı eseri, bugün bile siyaset bilimiyle uğraşanların el kitapları arasındadır. “Siyasetname”de Türk-İslâm devletlerinin yönetsel, malî, siyasî, askerî, toplumsal ve kültürel yönlerini incelemektedir. Memleketimizde de yayımlanan “Siyasetname” adlı bu değerli eserde, hükümdarlara ve devlet adamlarına birçok örnek vererek yol göstermekte, devlet yönetiminin çeşitli yönlerini incelemektedir. Ona göre; hiçbir hükümdar ya da ferman sahibi kimse bu eseri okumaktan kendisini uzak tutamaz. Bir hükümdarın halkına vereceği en büyük ihsan adalettir. Halk adaletle yönetimden memnun olursa, o memleket yaşar ve her gün kudret ve güç kazanır. Bir memleket zulüm ile yaşayamaz. Hükümdar, zulüm görmüş olanların şikayetlerini bizzat dinlemeli, zalimden hakkı alıp zulüm görene vermelidir. Eserin tam ve eksiz olan doğru metni, İstanbul’da Süleymaniye Kütüphanesi Molla Çelebi Bölümü’ndedir. Bu eser ayrıca birçok dille çevrilerek yayınlanmıştır.
      Nizamülmülk’e göre; din ve padişahlık kardeş gibidirler. Memlekette ne zaman bir karışıklık olsa, dinde de bozukluk olur; kötü din sahipleri baş gösterirler. Ne zaman ki din bozulur, memleket de karışır, fesatçılar kuvvetlenirler, padişahı güçsüz bırakırlar. Memlekette olup biteni bilmek padişahın görevidir. Yoksa gaflete ve zulme kalkışırlar. Eğer padişah bunu biliyor da çaresine bakmıyorsa, tıpkı onlar gibi zalimdir ve eğer bilmiyorsa gaflete düşmüştür; tembel ve cahildir. Bir hükümdarın halkına vereceği en büyük ihsan adalettir. Hiçbir memleket zulüm ile yaşayamaz. Nizamülmülk aynı zamanda şair olduğu gibi Ömer Hayyam gibi şair ve bilginleri korurdu.
      Nizamülmülk; “ikta” (devlete ait olan toprakların vergilerinin ya da gelirlerinin bir devlet görevlisine hizmet ve maaşlarına karşılık verilmesi) sisteminin kurucusudur. Öğrencilere sağlanan yurt ve burs hizmetlerini bulan kişidir. Türk devletlerinde ilk kez gelir-gider raporlarını hazırlatan yöneticidir. Dünyadaki ilk istihbarat teşkilatının kurucusudur. Türklerin devlet yapısına kattığı yeniliklerle, bir cihan imparatorluğu durumuna gelen Osmanlı İmparatorluğu’nun kurulmasına da yol açanlardan biri olmuştur. Dünya tarihinin gelmiş geçmiş en büyük devlet adamlarından biri olarak kabul edilir.
      Wladimir Bartol’un “Fedailerin Kalesi Alamut” adlı romanına göre; dilekçe vermek bahanesiyle ve kendisini el-Gazali’nin öğrencisi olarak tanıtarak yanına çıkan, adı İbn-i Tahir olan Alamut fedaisi bir Haşhaşi tarafından ucunda zehir olan bir hançerle 1096 yılında hançerlenerek öldürüldü, İsfahan’daki türbesine gömüldü. Ölümünden sonrası için devlet yönetimi konusunda önerilerini içeren “Vasiyetnâme” adlı bir eser de ona mal edilir.
      Kaynakça: Osman Turan / Selçuk­lular Zamanında Türkiye (1971), Mehmet Altay Köymen / Nizâmül-Mülk-Siyasetnâme (haz., 1982), Ali Sevim / Biyografilerle Selçuklular Tarihi (1982), Büyük Larousse Ansiklopedisi (s. 8689, 1986), Erdoğan Merçil / Selçuklu Devletleri Tarihi: Siyaset – Teşkilât ve Kültür (1995), Wladimir Bartol / Fedailerin Kalesi Alamut (1998), Fazlı Konuş / Selçuklular Bibliyografyası (2006), İhsan Işık / Ünlü Fikir ve Kültür Adamları (Türkiye Ünlüleri Ansiklopedisi, c. 3, 2013) – Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (C. 12, 2017).
×
×
  • Create New...

Önemli bilgi

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Gizlilik poliçesini inceleyebilirsiniz.